Türkiye’nin gelecek birkaç on yılını belirleyecek ana eğilimler kanımca aşağıda saydığım şekilde olacak. Bunların bazıları sadece olasılık, yani hiç olmayabilir de. Bazılarının ucu görünmeye başladı yavaş yavaş. Yerli, yabancı büyük yatırımcıların bu konuda neler düşündüğünü şahsen çok merak ediyorum… Şirket hissesi ya da emlak olsun, herhangi bir yatırımın var diyelim ülkede, bir kargaşa halinde değeri sıfıra kadar düşebilir. Birikimi olan bir insan değilim ama bir şeylerim olsaydı dışarı kaçırmak için çoktan kolları sıvamıştım. Eğilimlere geçelim…

1) Kürt nüfusun artması… Bugün ülkedeki Kürt nüfusun genele oranı yüzde 20-25 civarında. On yıl sonra 30’lara çıkacak. Bugünkü doğurganlığın aynı şekilde devam edeceğini iddia edemeyiz fakat bir gün oranın 50-50’ye çıkacağını beklemek gerçek dışı olmayacaktır. Bu bağlamda Türk egemenlerin kabusu yavaş yavaş gerçekleşiyor bile. Tayyip’in en az üç-beş çocuk teşvikinin Doğu illerinde daha fazla karşılık bulması ve Çukurova tarafına olan Kürt göçleri de uzun dönemde bu eğilimin gerçekleşmesine yardımcı olacak etmenler. Ayrıca yeni nesil Kürt gençlerinin hesapsız politikalar yüzünden daha da radikalleşme durumu var ki uzlaşma noktası bulmayı güçleştirecektir. Kürt fobili Türk egemenler bugün barışı kurmanın bir yolunu bulurlarsa bulurlar. Aksi durumda gelecekte çok daha ağır şartlarla karşı karşıya kalacaklardır. Fakat öyle bir akıl görünmüyor ortada.

2) Dipten gelen gerici dalga… Geçen yaz 3 milyon çocuğun Kur’an kursuna gittiği yazıldı. Devlet okullarındaki din eğitimini de bunun yanına ekleyelim. Türkiye gericiliği artık hiçbir şey tarafından kontrol edilmemekte ve bir korkusu, çekincesi olmadan eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Buralarda çocuklara aşılanan öğretinin IŞİD’inkinden farklı olduğunu sanmayın. Şu an öyle bir canavar büyümektedir ki bu eğilim eğer bir kaç yıl içerisinde tersine döndürülmezse ülkedeki bütün siyasi aktörleri endositozla yutacaktır. Sadece CHP’yi falan değil, HDP, PKK, MHP ve hatta AKP’nin kendisi de yutulacaktır. Ondan sonra da Türkiye’nin tek rakibi Afganistan olur.

3) Ekonomideki sürdürülemezlik… 421 milyar dolara ulaşmış ülkenin dış borçları. Üretim sektörünün ithalata bağımlılığını, tahrip edilen kentsel dokuyu, cari açıkları, döviz darlığını teknolojik geri kalmışlığı ve ulusal varlıkların sıfırlanması durumlarını tek tek anlatmaya gerek yok. Yargının siyasileştirilmesinin, son günlerde çığırından çıkan mülkiyet hakkına tecavüzün, siyasi belirsizliğin nasıl bir ekonomik etki yaratacağını tahmin edebiliriz. Seçkin eğitim kurumlarını muhalif yetiştiriyor diye tasfiye ederken devleti ve şirketleri ileride kimlerin yöneteceğini de pek düşünen yok gibi. Hiç bir zaman teknoloji üretemeyeceğiz. Asfalt ve beton satarak da geçinemeyeceğine göre iş yeni bir Düyun-u Umumiye kurulmasına gidiyordur.

4) İstanbul depremi… Yanlış olmasını dileriz ama bilimsel veriler bugün 40’lı yaşlardaki birisinin kalan ömrü içerisinde bu depremin olacağı yönünde. Açık farkla en çok can kaybına neden olan doğal afet olarak tarihe geçeceğini öngörebiliyoruz. Ekonomiye etkisi de benzer şekilde olur. Yüzde 50’lik daralma, borsada ilk anda yüzde 90’lık düşüş. Nereden baksan 20-30 yıllık bir geriye sıçrama.

5) İç barışın bozulması, artan kutuplaşma ve silahlanma… Bugün Türkiye toplumu Kürtler, muhafazakarlar ve sekülerler olarak kan davalık düzeyinde birbirinden nefret eden üç ana parçaya bölünmüş, ulus olmaktan çok daha aşağı bir anlayışa itilmiş ve bölünmüşlüğü her gün derinleşmektedir. Ancak bir ülkede iç savaş çıkmasının birinci ve en önemli şartı silahlı kuvvetlerin kendi içinde bölünmesidir. Demek ki toplumdaki bölünme silahlı kuvvetlere de yansıdığı zaman eski Yugoslavya’dan bir farkımız kalmayacağını bekleyebiliriz. Ordunun köklü kurumlarına, terfi, atama mekanizmalarına AKP tarafından el atılması bu şartın oluşmasını hızlandırmaktadır. Paramiliter grupların çığırından çıkan silahlanmasını, savaş ve travma yaşamış milyonlarca Suriyeli göçmenin Türkiye’ye yerleşmesini ve IŞİD gibi grupların örgütlenme faaliyetlerini de unutmayalım. Çünkü böyle bir süreçte katalizör görevi görecek gelişmeler.

6) Plansız şehirleşme ve araç sahipliğinin artması… Bugün Türkiye kentlerinde yaklaşık olarak 5 kişiye bir motorlu araç düşmekte. Bu oran 1-2 on yıl içinde Batı ülkelerindeki seviyeye yaklaşacak, yani 3 katına çıkacaktır. Yani trafikte 3 kat daha fazla araç düşünün! Burada trafik hakkında bir noktanın altını çizelim; normal hızda akan bir yoldaki araç yoğunluğunun yüzde 20-25 artması bile trafikte kilitlenmelere ve geçen zamanın geometrik olarak yükselmesine neden olabilir. Bu konuda öngörüsü ve hazırlığı olan bir belediye var mı? Varsa da benim haberim yok. Peki karayolları ne planlıyor? Ondan da haberim yok.

7) Askeri bozgun ve toprak kaybı ihtimali… 80’lerden beri sınav sorularını çalarak adamlarını askeriyeye sokuyormuş cemaat. FETO soruşturmasını yürüten savcı genç subayların yüzde 80’inin cemaatten olduğunu yazdı iddianamesinde. 2000’lerde yakaladıkları imkanla iyice hızlandılar ve becerdiler bunu. Tespit edilip ayıklansa yerine hemen kimi koyacaksın? Hatırlatma; büyük temizlik sonrası Kızılordu’nun Finlandiya’da ve dünya savaşının ilk yıllarında düştüğü durum. Temizlemesen kanserli hücre gibi yayılmış ihanet şebekeleriyle nasıl savaşacaksın? Yeniden örgütlenmesi ne kadar sürer sorusu bir yana bunu yapacak bir irade var mı ülkede? Bu şartlar altında gerçek bir savaş olması durumunda ne ile sonuçlanacağını beklersiniz? Balkan Savaşı? 93 harbi?

CEVAP VER