Eskiden en azından Pazar günleri tatil olurdu, hayattan, işten güçten, haberlerden uzaklaşırdık. Kısacası güzel geçerdi o günümüz. Artık, Pazar değil hiçbir günümüz iyi geçmiyor. Haberlere bakmadan, biraz kafa dinleyerek günü geçireyim diye düşünürken aktif olduğumuz sosyal medya ağlarında yine asabımızı bozacak paylaşımları görerek bu günümüz de zehir oluyor. İnsan, “Hayırlı Pazarlar” demeyi özlüyor. Gündem, maddeler, olaylar öyle hızlı yaşanıyor ki nasıl takip edip nasıl yetişeceğimizi adeta şaşırmış durumdayız. Neyse… Bu yazıda çok önemli bir sloganı hatırlatmak istiyorum: “Çocuk gelin yoktur pedofili vardır!” Bu sloganı unutturmayan sapık zihniyetlere de lanet okuyarak! ..

Geçtiğimiz hafta Mavi Deniz Yayınları ilkokul 1. Sınıf kitabında “Özge küçük gelin oldu” diye cümleler içeren bir bölüm yayınladı, belirli kitle örgütleri ve duyarlı insanların dışında ülkemiz sessiz sedasız kaldı. Çocukların ruh sağlığını küçük yaşlarda ele geçiren bu eğitim sisteminin aklanacak hiç bir tarafı yok. Pedofiliyi normalleştirmeye çalışmak ülkenin tecavüzcü vakıflarını aklamayacak, elbette tarih hiç birini unutmayacak, bu böyle biline. Nitekim bunlara karşı çıkmayan halkın suskunluğunu ne bozacak bilemiyorum. Eğitim sisteminden sağlık sistemine kadar hayatlarımız tehlikede, çocuklarımızın da öyle. Onlara aydınlık bir gelecek hazırlamak için çırpınan ebeveynler bu gidişat karşısında muhakkak karamsarlaşıyor, okula gönderdiğimiz çocuğumuzun pedofilinin pençesinde büyümesi korkunç! Bu kitaba tepkiler çoğalırken memleket bir başka tecavüz olayı ile sarsılıyor. Yozgat’ta zeka geriliği olan bir kadına neredeyse bütün köyün erkekleri tecavüz ediyor ve bu haberi de kanımız çekilerek sosyal medya ağlarından okuyoruz. Bu olaylar bir memlekette art arda nasıl yaşanıyor? Bu kadar ağır suçlar, suçlular, ülkenin rezil olmasına sebep verecek olaylar nasıl oluyor da memlekette konuşulmuyor. Gerçek şu ki, hukukun işlemediği, adaletin olmadığı yerlerde suçlar da ancak artar.

Karanlık günlerden geçiyoruz. Memlekette yaşayanlar, gurbette yaşayanlar, hepimiz ayrı ayrı toplumsal ve bireysel karanlıklar içindeyiz. Elbette bu hal ruh sağlığımızı da fazlasıyla etkiliyor. Cinnet hikayelerinin ardı arkası kesilmiyor, kin ve nefret dolmuş büyük insanlık! Öyle ki, uçan kuşlara dahi tahammülümüz kalmamış, en iyisi onları zehirlemek ve öldürmek olmalı, hem öldürmek varken niye yaşatalım?!

Hayretler içinde bu haberi okurken, hemen arkasından gencecik çocukların bir köpeği rehin aldığını ve kulaklarını kestiğini, fotoğraf çektirerek hangi duygularını beslediklerini sosyal medya ağlarından tekrar hayretler içinde okuyorum.

Şiddetin köküne, insan canlısının tarih boyu şiddete olan eğilimine biraz bakalım… Tartışmasız, yüksek zekalı insanlar yok etmek için yıkım silahlarını icat ettiler, savaşlar yaratıp halkları birbirine düşürdüler. Bizler bölündükçe onlar daha rahat oynadılar oyunlarını, zira birlik olmamızdan korktuklarını kim inkar edebilir?

Türümüz çağlar boyu gelişim gösterdikçe ölümler ve şiddet arttı. Psikolojide pozitif niyet bilgiyle birlikte yapıcı güç sağlar iken negatif niyet bilgiyle birlikte yıkıcı güç yaratır, diye geçer. Kötü niyetliler birlik içinde hareket edip gün be gün düşmanlığı, kini ve nefreti çoğaltırken kendi kaderine razı gelip köşesinde oturup boyun eğenler din ve benzeri unsurlarla teselli bulur. Burada da iyi niyet ve nasıl isterlerse ona göre niyet belirtildiğini görüyoruz. Nitekim manevi anlamda bir şeylere sığınmak şart! Fakat korkunun ecele faydası yok. Tam da bu noktada belirtmek gerekiyor ki ölüm korkusu ölümü inkar etmeye kadar varıyor ve bu gerçeği kabul etmedikçe şiddet göstergeleri insanlar arasında artıyor. Öyle ki, “Allah korusun” demekle faniliğimiz ortadan kalkmıyor.

Yirminci yüzyılda son iki yüzyılın en çok şiddet içeren çağına şahitlik etti. Tanıklık ettiğimiz şiddet içeren olaylara şiddet içeren tepkiler vermek hiç birimizi bu bataklıktan temiz çıkarmayacak. Bilim insanları, şiddeti büyütenlerin bilgi sahibi olduklarını ve bu bilgileri kötü niyetleriyle kullanınca başarılı olduklarını söylüyor; bilimden ilimden yana durmayan, okuyup sorgulamayan toplumların bu bilge çağda başlarına daha nelerin gelebileceğini tahmin edemiyoruz.

Tarih boyu en çok ölümcül şiddeti hükümetler yarattı; doğayı, hayvanları ve çocukları korumayan devletler neyi koruyacak diye sormak gerekiyor. Öte yandan, bu olanlara halkın arasında isyan eden kişiler ve azınlıklar büyük çoğunluk birlik olabilmeyi başaramadığı için yalnız kaldı. Şiddet, kin ve nefret eken insanlar sonunda kendi ipini çekecektir.

Karamsarlığa yer yok; umut tohumlarını, sevgi çiçeklerini ekmeye; doğayı, hayvanları ve çocukları bu sisteme karşı korumaya devam etmekten başka çare yok. Niyetlerinizi her şeye rağmen iyiye doğru çevirin, nitekim en tehlikeli canlı türü insan ve hepimiz insanız.

CEVAP VER