Burası Türkiye, burdan kaçış yok!

0
341
  • UYSAL HİMMET

Otokratik bir yönetime HAYIR mücadelesi Türkiye sosyalist solunu uzun dönemdir ilk kez kendi marjinal varlığından daha büyük varlıklara, MHP ve AKP içindeki emekçi kitlelere dönük politika yapmaya zorluyor.

Sendikacılıktan ve ekonomizmden ileriye gitme, politik marjinaliteden, cemaatçikler olmaktan kurtulma yönünde büyük zorlanıyor. Kiminle nasıl konuşacağı konusunda kıvranıyor.

Bu iyidir.

Anadolu toprağında siyaset yapmayı, Anadolu ile politik iletişim dilini öğrenmek gibi bir yararı olacaktır.

Sosyolojide an gelir bir ay 10 yıla bedeldir, an gelir içine 100 yıllık bir değişimi sığdırır. Türkiye’nin böyle bir döneme girdiği hemen hemen tartışmasızdır.

Türkiye toplumunun 12 Eylülden bu yana bu denli yaygın ve derinden politize olduğu bir dönem daha sanıyorum yaşamadık. Geçmiş deneyimlerden öğreneceksek eğer, sosyalizmin hiç bir yerde sosyalistlerin ilk hamlesi olmadığını, ancak ilk hamlenin zorunlu ve mümkün hale gelmiş bir ikinci veya sonraki adımı olduğunu mutlaka görmeliyiz. Eğer cemaat mantığından ötede bir iktidar mantığı kurulabilirse, eğer bu lanetli satrançta her hamle bir sonraki hamlenin hazırlığı olarak görülebilirse, emekçi kitlelere büyük zaferler vaat ettiği kadar büyük karanlıklar da vaat eden dönemden, itibar, kitle, güç ve önderlik şansı kazanmış bir sosyalist hareket olarak çıkmak mümkündür.

Halk arasındaki müthiş kaynaşma dönemlerinde yukarıda kimin kiminle ittifak yaptığı, çay içtiği veya kimin kimin saçını yolduğu ile emekçi halk kitleleri arasındaki ilişki farklıdır.

Biz şunu bilmek zorundayız: bu dönemde, her dönemkinden daha fazlasıyla halktan halka diplomasiyi yaşayacağız. MHP, AKP ve HDP kitleleri ve sosyalist sol arasında bir diplomasiyi. Meydanda, işyerinde, sokakta… Sosyal medyada yaşıyoruz bile örneklerini.

AKP iktidarının Harunluktan Karunluğa geçişle birlikte, daralan iktidarına paralel olarak ”ılımlı İslamcılık” tan tekfirciliğe, parlamenter sistemden otokrasiye geçiş yapmak zorunda kalışı ayrı bir yazının konusu olsun.

Hepimizin farkında olduğu üzere, otokrasi, kendi politik hedefine güç biriktirme amacı doğrultusunda kendine bir kutup değeri biçmeyi başararak, son derece kurnazca, emekçi halkı ”kendi ve diğerleri” şeklinde kutuplaştırıyor. Buna paralel olarak, ”farklı” ayrışma ve kaynaşmaları önlemek için sosyal medyada, medyada ve hatta sokakta bile troll-provakatör kullanıyor. Temel taktiği (ve aslında IŞİD’le aynı anlayışa sahipliğini de kanıtlar biçimde), önce tekbir, sonra küfür şeklinde özetlenebilir. Aslında bunun adı tekfirdir. Yani kendisinden farklı İslam anlayışları dahil herkesi küfre layık, küfür ehli görmek kısacası. Emekçileri kendisine karşı değil, kendisi için kutuplaştırmanın ideolojik taktiğidir bu.  Faşizmin siyasal İslamcası, güncel olarak, Anadolucasıdır. İşin burası deyim yerindeyse bizi yerlileşmeye, faşizme karşı bu toprakların dilini ve siyasetini geliştirmeye, Dimitrov’un 70 yıllık kitabına ikinci ve kesinlikle daha başarılı bir cilt yazmaya zorlamaktadır. Tıpkı Paris Komünü’ne Lenin’in yaptığı gibi. Hemen ilave etmeliyim ki Sovyet Devrimi üzerine bir Anadolu devrimi kurgularken de aynı şeyi yapmak zorundayız. Tabii eğer aynı nehirde iki kez yıkanılmayacağını biliyorsak.

Bu genel taktiğin yanında, daha önce küfre layık gördüğü MHP tabanına dönük olarak daha inceltilmiş bir taktik kullanıyor:  Her ak-it eylemine boz-kurtu karıştırmaya, kurt izine it izi karıştırmaya çalışarak çok yaptı bunu. Şimdi daha da çok yapıyor.

Aslında kendi tabanıyla bile IŞİDci-tekfirci bağlantısını gürültüye getirip gizleyerek iletişim kurabiliyor.

Ama eninde sonunda çatışmayı yaşayacağı Anadolu’nun nesnel gerçekliğini okuyabildiği kadarıyla zaten eğitimi IŞİD zihniyetiyle yoğurarak halkın kodlarıyla oynuyordu. Ama bin yıllık kod öyle iki cübbeli üflemesiyle değişmez. Ki o cübbeliler bile Arabistan’ın değil Anadolu’nun rengiyle karışık çıkıyorlar ortaya. Bazen atadan dededen kültürleriyle bilmeden ve bazen de takiyye gereği yapıyorlar bunu.

Şu nettir: Sosyalistlerin kapitalizme yönelen oklarının karşısına çıkarılması başarılan Anadolu’nun ‘Müslüman’ kimliği, bu kez gerici faşizmin tekfirci zihniyetini yalnız bırakmaya müsaittir. Yeter ki sosyalistler bu kimliği tekfircilerle birleşmeye itecek tuzaklardan uzak dursunlar. Bu ülke bu otokrasiyi kaldırmaz. Suriye halkı bile kaldırmadı. Irak, Libya, Fas, Tunus, Cezayir ve Mısır kaldırmadı. Anadolu hiç kaldırmaz. Burası kesindir. Belki bugün, belki yarın, belki yarından da yakın.

1920’lerin ittifaklarının çok adım ilerisinden kurulabilecek, gezide bir örneğini yakinen yaşadığımız ittifaklara tanıklık edeceğiz. Sosyalist sol, devrimci Müslümanlar, anti-otokratik milliyetçiler, Kemalistler, özgürlükçü Kürtler gibi…

Yeni bir Türkiye bu kitlelerin birlikte akmak zorunda oluşundan doğacaktır. Korkmayalım, çokun içinde olalım, çokun içinde çalışalım. Çokla beraber yürümeyi öğrenelim. Çoktan arkadaşlar edinelim. Buradaki azlığımız eninde sonunda çokluğa dönecektir. Çünkü görebilirsek bu çamur deryasının içinde parıldayan insanlığın bizden başka akabileceği hiç bir mecra yoktur.

Belki bir emek cumhuriyeti doğmayacaktır ama AKP öncesi hatalarının da, özelikle emperyalizmle ittifak ve Kürt halkının asimilasyonu, ayrıcalıklı laik bürokratik vesayet vb konularda özeleştirisini vermeye zorlanmış bir cumhuriyet kurulacaktır. Bizim Şubat devrimimiz de belki bu olacaktır.

HAYIR’LARA VESİLE OLACAKTIR. KİMSENİN KUŞKUSU OLMASIN.

Devrimci selamlar.

Uysal Himmet.

CEVAP VER