‘Milli İrade’nin Son İradesi Olması veya Mahşerin Tek Atlısı

0
470

Dostum Çiko’ya da sordum, neden Hayır, diye? O da üşenmedi yazdı ve elime tutuşturdu, oku, dedi, ben de sizinle paylaştım.

Neden Hayır?

Birkaç maddeden bakalım. Mesela, 25 olan milletvekili seçilme yaşının 18’e çekilmesine ilişkin değişiklik talebi ile başlayalım.

Şöyle; 22 yaşına gelmeyen âdemoğlu otobüs, kamyon, çekici veya tır kullanacak kadar olgun değildir. Ancak yeni Türkiye’de ülke için kararlar almak için yeterli bir yaştadır. Onca ihtiyar ergenin dolu olduğu meclise hakiki ergenlerin de girmesi biraz fantastik geliyor. Biz bu yaştakilere tekila bile içirmeyiz. Ama zaten vekillere artık hiçbir şey sorulmayacak filan deniyorsa da o başka. Ne sen sor ne ben söyleyeyim.

TBMM seçimleri 4 yılda bir yapılır maddesi (77. Madde); 5 yılda bir, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri birlikte yapılır, haline getirilmek istenmektedir. Galiba CB, civarındaki kitleye de güvenerek, alacağı şahsi oyların meclise de yansımasını tahayyül etmekte. Bunu görmek çok da zor değil. Zira Meksika’da görmüştük. Derin ıstırap.

  1. Maddede TBMM’nin görev ve yetkileri arasından; ”Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek; Bakanlar kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verme ve kanun tasarılarını görüşmek” kısmı çıkarılıyor. Ve meclisin ülke yönetimi hakkındaki (muktediryen vekillerde ve Yeliz’de zaten olmayan o) nitelikli söz hakkı başka bir plana itiliyor. Ve bu durumda bakanlar sadece ve sadece Cumhurbaşkanına karşı sorumlu oluyor. CB’yebakanlar.

Peki vatandaş Rıza? Ona karşı bir mesuliyet olmayacak. Yüzleşmek için geriye bir tek ahret mi kalacak? Dedemin sakalları adına…

Bir başka maddede Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulundaki, Yüksek ibaresi kaldırılır olmuş ve 22’si asıl ve 12’si yedek olan üye sayısı, 13’e düşürülmüş. Ve bu üyelerin tamamı doğrudan veya dolaylı olarak Cumhurbaşkanı tarafından seçilecek şekilde kurgulanmış, bendeniz kaygılanmış. Karamba karambita.

Burada altının çizilmesi icap eden şey; bu atamaları yapan kişinin Cumhurbaşkanı olmasının yanında, önerilen değişiklik icabı aynı zamanda İktidar Partisi Genel Başkanı olması ihtimalidir. Bu ihtimal, kuvvetli bir muhtemel. Ugh

Öneri kapsamında ülkenin en yüksek yargısal atama kurulunun üyeleri, neredeyse tümüyle İktidar Partisi Genel CumhurBaşkanı tarafından belirlenmiş ve atanmış olacaktır. Kovboy filmi senaryosu değil bu, muktedirin yazmak istediği bir memleket hikâyesi. Bu da mı gol değil?

“Hâkimler Savcılar (Yüksek) Kurulunun (ve Anayasa Mahkemesinin) neredeyse tüm üyelerinin fiilen bir tek seçici tarafından şekillendirilmesi söz konusu olacaktır.” Böyle bir şekillendirmeyle donanmış dostum Zagor’la bile, Darkwood’da yaşamak istemezdim.

Vaka karşısında, Hâkimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulunun Anayasada yer alan bir Kurul olmasının da, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı açısından herhangi bir güvence bina etmeyeceği pekâlâ tahmin edilebilir.

Madde 146’da Anayasa Mahkemesinin üye sayısı 17’den, 15’e düşürülmüş. Ve bu üyeler, yine, doğrudan veya dolaylı olarak Cumhurbaşkanı tarafından seçilmektedir. Şöyle ki:

  1. 3 Üyesi, Cumhurbaşkanının iktidar partisi genel başkanı olarak kontrol ettiği Meclis tarafından seçilmekte,
  2. 3 Üyesi, üyelerini Cumhurbaşkanının belirlediği YÖK tarafından önerilmekte ve Cumhurbaşkanı tarafından seçilmekte,
  3. 4 Üyesi, belli kategori isimleri arasından doğrudan Cumhurbaşkanınca seçilmekte.
  4. Kalan 5 Üye de Yargıtay ve Danıştayın gösterdiği adaylar arasından yine Cumhurbaşkanı tarafından seçilmektedir. Ortak kelimeyi bulmak işten bile değil: Cumhurbaşkanı!

Mahşerin tek atlısı…

Herkes Cumhurbaşkanına, Cumhurbaşkanı da kendi seçtiği üyelere karşı sorumlu oluyor. Anladığım kadarıyla aslında kimse kimseye karşı sorumlu olmuyor. Canına yandığım. Birbirimizi ağırlayalım.

Hayır diyenler, bu ve bezeri sebeplerden ötürü karşı çıkıyor. Yani itirazların elbette vatanla ilgisi var ama herhangi bir hainlik ile alakası yok. Hainlik ne demektir Gonzales?

Özet olarak. Vatandaş bu işe Adana’da da hiç razı değildir.

Yazı sahibi, Vatandaş Rıza namına Çiko’dur.

Karavelli:

Yaşasaydı bu işe Ustura Kemal de hayır, derdi. O zamanlar başkanlık tartışması olmadığı için bu içerikte bir hatıra da yok. Ama onun 12 Eylül referandumuna Hayır dediğini ve “Ama Kenan Paşa iyi işler yapıyor.” diyen bir muhteremi anlamakta zorluk çekerken içkiye yeniden başladığını da dün gibi hatırlıyorum.

CEVAP VER