AB 60. yılını kutluyor: Roma Anlaşmaları -I-

0
504

Konuyu iki bölümde ele almak istiyoruz. Önce Avrupa Birliği (AB), denen yapının savaşlarla ilgili boyutuna, ikinci bölümde ise AB’nin formel kuruluş amaçlarına bakacağız. Konuya girmeden önce belirtelim: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, AB ve Almanya’yı Nazi yöntemleri ve faşizm ile suçlaması, hem kendinin hem AKP’li adamlarının tarih bilgilerinden yoksun olduklarını gösteriyor. Gerçekte, daha önce Avrupa’da işlenen insanlık suçlarının çoğu, şu anda din kalıpları içinde AKP rejimi tarafından işlenmektedir.

Uzun yıllar Avrupa deyince akla gelen ilk kavram ‘savaş’tı. Peki, Avrupa ile ilgili bir alanda tartışmaya neden demokrasi değil de savaş kavramıyla başlıyoruz? İsteyenler, Avrupa’nın son 500 yıllık tarihine bir baksın, 300’ünü savaş yılları olarak görecektir. Elbet ki savaşlar sadece Avrupa’da olmamıştır. Esasında dünya tarihi topyekun bir savaş tarihidir. Savaşların tarihiyle ilgilenen kimi araştırmacılar, insanın tarih sahnesine çıkmasından bugüne kadar 15 bin büyük savaşta şu anki dünya nüfusunun yarısı kadar insanın hayatını kaybettiğini yazıyor. (Bkz. Alm. Kaynak: http://spirit-online.de/liste-kriege.html)

Şimdi olduğu gibi, eski imparatorlukların tamamı da savaş temelleri üzerine kurulmuştu: Asya, Afrika, Amerika, Avrupa, Anadolu toprakları kan topraklarıdır. Çin, Mısır, Sümer, Akad, Hitit, Pers, Helen, Roma, Bizans, Moğol, Osmanlı gibi imparatorlukların tamamı da, savaşlarla, kanla, şiddetle, zulümle hayat ve son bulmuş yapılardır. Sadece şimdiki Anadolu toprakları üzerinde ondan fazla imparatorluk şiddet kullanarak kurulmuş veya yıkılmıştır.

İlk çağda savaşlar salt mideyi doldurmak için, tarım devriminden sonra toprak ve üretim fazlalığına hakimiyet için; Helen, Roma ve Arap yayılmacılığı esnasında köle sistemini devam ettirebilmek için, Ortaçağ’da din uleması ve feodal derebeylerinin kutsal ilan ettiği ‘değerlerin’ korunması için; imparatorluk dönemlerinde yağma alanlarının genişletilmesi için, kapitalizmde sermayenin üretim araçları üzerinde egemenliğini sağlamak için, günümüzde ise enerji kaynaklarının paylaşımı, dağıtımı, kullanılması için, milyonlarca suçsuz insan katledilmiş ve hala katledilmektedir.

Herhangi bir savaş için egemenler her ne kadar özel nedenler gösterseler de (örn. vatan, bayrak, din elden gidiyor), savaşların katmerli nedenleri bulunuyor. Yani: yukarda belirtilen ve değişik tarihi süreçlerin içindeki sosyal ve ekonomik karmaşalardan doğan savaşların çoğu (açlık, din, egemenlik vs.), yaratıldığı dönemden bir önceki savaşların nedenini ve ön şartını da birlikte taşıyarak, yani katmerlenerek devam edegelmiştir. Örneğin, Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının içinde, onlardan önce yapılmış pek çok savaşın gerekçeleri bulunuyordu.

Savaş, ayrıca, belli başlı ve en önde giden ekonomik bir faaliyettir. ABD, AB, Çin, Rusya, Almanya gibi, ve bunların uydusu olan ülkeler, geniş ölçüde savaş ekonomisine bağlı ülkelerdir. Almanya, 2016 yılında yaklaşık 10 milyar Euro silah ihracatı yapmıştır. Fakat hemen belirtelim: Savaş siyaseti demek, sadece silah ticareti demek değildir! Örneğin, ekonomik gücün stratejik kullanımı, bilgi ve teknolojinin üretim ve kullanımı, pazar yaratma ve kazanma siyasetleri, coğrafya siyaseti ve hele de enerji kaynaklarını kullanmak gibi alanlar da sanıldığından daha fazla ve en yalın haliyle savaştır.

NATO, Varşova, ve benzeri büyük “Savunma Paktı” ilan edilen yapılanmalar, esasında savaş ekonomisini ayakta tutabilmek için oluşturulmuş yapılardır. Günümüzde de kimi çevreler, özellik silah ticareti ile uğrayan lobiciler, ancak savaşlar yoluyla dünyanın ve insanlığın ayakta kalabileceğini savunmaktadırlar. Bunu şöyle de açıklayabiliriz: Dünyamızda az ya da çok gelişmiş ekonomilerin tümü, savaş endüstrisinin yan ürünlerinden ve onların birikiminden başka bir şey değildir! Günümüz dünyasında mevcut ülkelerin sınırlarının nerdeyse tümü de savaşlar sonunda belirlenmiştir. Ve şu an hâlâ devam eden Irak, Suriye, Ukrayna vs. savaşlarına bakılırsa, gelecekte de savaşların devam edeceğini şimdiden görmek için kahin olmak gerekmez. Nispeten demokratik koşulların geçerli olduğu var sayılan Avrupa ülkelerinde bir deyim vardır: “Bir seçimin sonrası, diğerinin öncesidir.” Biraz genişletilmiş olarak düşünürsek, sona eren bir savaşın sonrası da, planlanan gelecek bir savaşın öncesidir. Eskiden de her savaşın bitmesi, bir sonrakinin başlangıcı sayılıyordu.

Şimdi kısaca konumuza dönüp Avrupa Birliğine bakalım: AB’ni oluşturan ülkeler, 1957 yılında, Roma Anlaşmaları ile ilk kez yüzyıllarca devam eden savaşlardan sonra ‘savaş yorgunu’ olduklarını ifade edip, ‘barış’ dönemine girmeyi hedeflediklerini ilan ettiler. Geçtiğimiz son 60 yılda Avrupa’da sıcak savaş yaşanmadığı için de, onu oluşturan güçlü devletler, bugün AB’ni bir ‘Barış Güvercini’ olarak pazarlıyor… (Devam edecek)

  • NAFİZ BERK

3 dakikada 1000 yıllık Avrupa savaş tarihi:

CEVAP VER