İslamcıların bitmeyen kompleksi ve dinmeyen kini ülkeyi ateşe atarken

1
455

Önce Cem Küçük denen İslamcılara yanaşan kariyerist Sarayperest söyledi “Bu ülkenin İslamcıları kompleksili” diye. Bakan’ı fırçalayan İslamcı yazarı eleştirirken.

Bugün de Yeni Şafak yazarı Salih Tuna, İslamcıların artık ‘liberalleri tamamen sırtından atması gerektiği’ minvalindeki yazısına “İslamcı aydınların” birçoğu özgüvensiz ve kompleksli, muhafazakar aydınlar da “istikametsiz” olduğu için “tercüme odasında yetişen aydın takımı” piyasayı domine etmekte güçlük çekmedi” diyerek yine İslamcıların kompleksine dikkat çekti.

Demek ki bu ‘İslamcı kompleksi’ İslamcılar ve yanaşmaları arasında da büyük bir dert , bizim de birkaç kelam etmemiz gerekir bu hususta.

Yıllarca bu ülkenin ‘muhafazakar’ medyasında çalışanlar, Ertuğrul Özkök’ün bedeninde cisimleşmiş ‘Merkez medya’ yıldızlarını eleştirdiler. İktidarın nimetlerinden faydalanmalarından, her devrin adamı olabilmelerinden, yaşadıkları şatafatlı ve görkemli hayattan ölümüne tiksindiklerini iddia ettiler.

Aslında o dönem için haklı görünüyorlardı. Çünkü iktidar uçağında Özkökgiller uçarken, kendileri ambargo uygulandığı için iktidarın eteğine bile yaklaşamıyorlardı.

Ancak zaman içinde iktidar kendi mahallelerinden çıkanların eline geçince anlaşıldı ki, aslında onların tiksindiği şey Özkök’ün ahlaki tutumu değil, kendilerinin bu nimetlerden mahrum olmasıymış!

Şimdi kendileri Saray sofralarında, iktidar uçağında, TRT ekranında, kamu ihalelerinde … Yani gözünüzü çevirdiğiniz her yerdeler.

Ama gelin görün ki, bu eziklik kompleksi bir türlü geçmiyor.

Ellerine geçen tüm güç, hayalini kurdukları servetler, canları çeken herkese, üstelik tv ekranlarından hakaretler yağdırırken, kendileri hakkında tek bir soruşturma bile açılmaması da onların kompleksini tatmin etmiyor. Bu yüzden, ellerindeki güç arttıkça daha da çirkinleşiyorlar, daha da çirkefleşiyorlar. Kendilerinden olmayan herkesi hedef haline getirmekte bir an bile tereddüt etmiyorlar. Meslektaşlarını gammazlamak, hatta başka gruplarda çalışacak gazetecileri tayin etmek bile bilinç altlarına işleyen bu aşağılık kompleksini yok etmeye yetmiyor.

***

İslamcıların muzdarip oldukları tek dert kompleksleri de değil üstelik. Bunu hiç dile getirmeseler de, benliklerini esir alan bir diğer duygu ise bitmeyen kinleri!

Bu ülkede rejime karşı hemen her kesimin bir öfkesinin olması aslında çok da anlaşılır bir durum. İslamcısı, Kürtü, Alevisi, Solcusu, öğrencisi.. Ama hepsinden de fazla, adı değişse de ekonomi politikaları değişmeyen düzen partilerinin her dönem mağdur ettiği emekçileri!
Evet, haksızlık karşısında duyulan öfke makul ve meşrudur. Ancak, kine dönüşen bir öfke, hele karşıdakini, hatta hiç ilgisi olmayanları bile yok etmeye yönelen bir kin, sadece o kini içinde taşyan için değil tüm toplum için büyük bir tehlike.

Bugün bu kinle gözleri kör olan İslamcılar, kendilerinin mağdur olduğu politikaların diğer mağdurlarına karşı da kin ve nefret dolular.

Üstelik onlara göre, 28 Şubat’ın bütün ‘günahı’ bu ülkenin laiklerinin boynunda ama, Sivas’ta tekbir getirerek insan yakanların günahı o ateşi yakanların değil devletin boynunda!

Bir dönem yalandan Kürtlerle, Alevilerle, solcularla empati kurar gibi yapsalar da, tek başlarına iktidarı ellerinde tutabileceklerine inandıkları anda o kesimlere de büyük bir kin ve nefretle saldırmaya başladılar.

Bu ülkenin laiklerine, 28 Şubat’a destek vermekle suçladıkları için kin besliyorlar. Kendilerini mağdur ettiğini düşündükleri politikaların aslında bugün kin kustukları ‘diğerlerini’ de mağdur ettiğini hiç düşünmek istemiyorlar. 28 Şubat döneminde Anadolu’daki üniversitelerde okuyan solcu öğrencilerin de aynı politikaların kurbanı olduğunu hiç hesaba katmıyorlar.

Üstelik, bunun günahının da yine İslamcıların sırtında olduğunu görmek bile istemiyorlar.

Nasıl mı oldu?

O dönem 28 Şubat kararları YÖK tarafından üniversite rektörlüklerine bildirildi. 12 Eylül rejiminin ardından, ülkeyi teslim alan İslamcı-muhafazakar yapı, üniversitelerde de tek hakimdi. Milliyetçi ve muhafazakar olmak, herhangi bir Anadolu üniversitesinde akademisyen olmak için en geçerli referanstı. İşte o dönem, YÖK’ten gelen talimatlara karşı çıkıp itiraz etmediler. Ya da, ‘Ben bu onursuzluğa ortak olamam, kendi öğrencimi fişleyemem’ diye istifa etmediler. En iyi becerdikleri şeyi yapıp, takiyye yaptılar. 12 Eylül döneminde yüzlerde solcu akademisyen, dikta rejiminin dayatmalarına karşı çıkarak üniversitelerden istifa etmişti. Onların arasında bugün ‘laikçi’ diye burun kıvırdıkları çok sayıda isim de vardı üstelik. Oysa kendileri ne yaptı; YÖK’e ve haliyle dönemin iktidarına karşı durmak yerine, bir gün o iktidarı kendilerinin ele geçireceği hayaliyle dişlerini sıktılar ve kendi iktidar alanlarında ellerinden geldiği kadarıyla ‘solcu-demokrat’ öğrencilere zulmettiler. Yani, ‘mazlum’ oldukları dönemde bile kendilerinden olmayanlara zulmetmeyi seçtiler.

Bugün artık iktidar kendi ellerinde. AKP denen aygıtın kirlendiğini, iktidar şımarıklığına yakalandığını dile getiren birkaç çatlak sesi ne diye susturuyorlar: 28 Şubat’ı unutma! Diyorlar ki, “AKP giderse kazanımlarımızı da kaybederiz. Laikler tetikte bekliyor.”

Nedir kaybetmekten korktukları kazanımlar?

-Liyakate sahip olmadan işgal ettikleri kamu makamları mı?

-Her gün 5 ayrı kanalda ekrana çıkıp, aynı sözleri tekrarlayarak ceplerini doldurmaları mı?

-Patronlarının iktidardan aldığı ihaleler mi?

-Çocuğunu kaybetmiş bir anneyi bile yuhalama özgürlükleri mi?

Vazgeçemedikleri kazanımlar neler?

Geriye dönüp kimsenin üniversitelerde başörtüsünün yeniden yasaklanmayacağını aslında kendileri de pekala biliyor.

Bugün AKP’nin ülkeyi ateşe atan politikalarını desteklemek için kendilerine uydurdukları tek vicdani gerekçe “Bize yapılan zulümler” saçmalığı. Bu ülkede zulme uğrayanın sadece kendileri olduğu yalanına inanmak hoşlarına gidiyor çünkü.

Kendilerinden olduğunu bildikleri iktidarın, kendilerinden olmayana zulmetmesinde ahlaki bir sorun görmemelerinin nedeni ise, bitmeyen kinleri. Konuştukları zaman ‘Biz ülkemiz için yaşadıklarımızı yüreğimize gömdük’ diyenlerin, iki cümle ile üstlerine gidildiğinde ‘Ama 28 Şubat’ta ..’ diye söze başlamaları tesadüf değil.

Kompleks ve kinle ihya olmuş bir toplum yoktur tarihte. Bütün Yunan trajedyaları, antik dönem klasikleri ve modern dönem yapıtları bunun örneklerini anlatır. Ama gelin görün ki, insanlığın bütün birikimlerine sırt çevirenler, kendi kutsal kitaplarını bile kendi emellerine uydururken, ülkeyi attıkları ateşi görmelerini beklemek saflık olacaktır. O yüzden İslamcıların vicdanına seslenmek çare değil, çare iktidarı onların elinden almak.

1 YORUM

  1. Değişik ! Anlamadım ben bu işi. Ne yarıştıryorlar ki ? Sidik mi ? ”Benim annem senin anneni T.C. Devletinin vergi tahsil ettiği 65 den fazla resmi ruhsatlı genelevlerden biri yerine keşke; ancak yurt genelinde 45 kadar sayısı olabilen kadın sığınma evlerinden birinde görebilseydi” cümleleri geçti aklımdan. Bu konuyla asla alakası yok tabi ki. Sazan gibi atlamayın hemen. Boğulursunuz !

CEVAP VER