İşçileri bekleyen felaket!

0
495

Hızla bir yol ayrımına ilerliyoruz. Her gün neredeyse güneş görmeden üreten, çalışan milyonlarca işçi yalnızca bir rejimi, bazı anayasa maddelerini oylamayacak. 15 Yıllık iktidarlarında halkı yoksulluğa, geleceksizliğe ve ölüme mahkum edenlere daha çok yetki verilip verilmeyeceğini oylayacak. Küresel burjuvazi hukuksuz ve aç bir soygun dalgasına hazır bekliyor çıkacak kararı. Hedefte biz varız, hedefte işçi sınıfı var. Kölelik fermanımızdır oylanan!

Başkanlık, esasında yaşamlarımızın ve üzerinde yaşadığımız toprakların kapitalizmin en arsız, vahşi biçimine peşkeş çekilebilmesinin hazırlığıdır. Türkiye’yi ucuz emek cenneti haline getirmeye, üzerinde yaşadığımız toprakları talan etmeye çalışıyorlar. İşçilerin bu tehdite verecekleri tek bir yanıt olabilir, HAYIR!

Başkanlık emek düşmanıdır
İktidara geldiklerinden bu yana emeğe saldırdılar. İşçinin alınterinden çaldıklarıyla yandaşlarını beslediler, semirdiler. Bizlerse yoksulluğa ve köleliğe mahkum edildik.
Türkiye dünyanın en ağır çalışma koşullarına ve en uzun çalışma saatlerine sahip ülkelerden biri olmasına rağmen asgari ücret (1.404 TL) hâlâ açlık sınırının (1.480 TL) altındadır. Dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırıysa 4 bin 823 TL… 2 ebeveyn ve 2 çocuk. Bugün yüz binlerce aile yoksulluk sınırının çok çok altında; evdeki tek maaşla açlık sınırının altında yaşamaya mahkum edildi.

Getirdikleri mezarda emeklilik yasasıyla önce 65 yaşına dek emekliliği hayal haline getirdiler. Ardından Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) yoluyla emeklilik hayaliyle birikim yapmaya çalışanları soymaya, bu paralarla bankaları beslemeye başladılar. Şu an emeklilik Türkiye’de bir hayal haline getirildi.

Reçete ve muayene payları, bir türlü gelmeyen görüntüleme ve tahlil sıralarıyla sağlık hakkı gasp edildi, iyileştirme adı altında sundukları her şey sağlığın özelleştirilmesine hizmet etti.
Geleceklerini çaldıkları milyonlarca emekçiyi adım adım güvencesiz ve karın tokluğuna çalışmaya mahkum ediyorlar. Kurdukları köle taciri Özel İstihdam Büroları (ÖİB) yoluyla devamlı bir işte çalışmaktan mahrum bırakıyorlar. Genel Sağlık Sigortası şantajıyla da işinden ayrılarak yeni ve daha iyi bir iş aramasını engelliyorlar. İktidara geldiklerinde 300 bin olan taşeron işçi sayısı 10 kat artarak şimdi 3 milyonu aştı. Üstelik her seçim dönemi vaat edilen kadrolar dolmak yerine hızla taşeronlara dahil oluyor. AKP her seçimde yalan söylüyor.

Planlı bir yoksullaştırma ve güvencesizleştirme hedefleri var. Patronlara sınırsız hareket özgürlüğü sağlayacak adımları atmaya hazırlanıyorlar. En büyük hedefleriyse güvencesizleştirmeyi tamamlayacak olan kıdem tazminatlarının kaldırılması. Kıdem tazminatının kaldırılmasıyla işten çıkarmalar ve çok daha düşük ücretlerle işe başlamak zorunda bırakılan işçilerle Türkiye işçi sınıfı hızla derin bir yoksulluğa sürüklenecektir. Yoksullaştırma ve güvencesizleştirme yalnızca özel sektörle kısıtlı değil, 657 sayılı yasanın kaldırılmasıyla kamu emekçilerinin de iş güvenceleri yok edilecek, memur ihraçları KHK olmaksızın yapılarak devlet bir yeni yandaş besleme alanı haline gelecektir.

Başkanlık iş cinayetidir
AKP iktidara geldiğinden bu yana en az 17 bin, OHAL’in ilk 7 ayında en az 1180 işçi hayatını kaybetti. Yalnızca 2016’da en az 1970 işçi iş cinayetlerinin kurbanı oldu. Hayatını kaybedenlerin sayısı her yıl bir önceki döneme oranla artıyor. İşçi ölümleri her yıl tarihinin en yüksek seviyelerini AKP iktidarında görüyor. Binlerce yaşam kâr hırsına kurban ediliyor.

Başkanlık hukuksuzluktur
Başkanlık işçi sınıfının kazanımlarını koruması için ihtiyacı olan tüm hukuk yollarını tıkayan bir sistemdir. İşçilerin iş mahkemelerine gitmesi engellenerek arabuluculuk sistemiyle hukuk patronlar lehine işleyecek. Patronların çıkarının milli güvenlik meselesi haline geleceği bu sistemde grev bir hayal olacak, sendika kapatmak ve toplu iş sözleşmelerinin iptali başkanın keyifle uygulayacağı kararlar olacak.

Başkanlık rant ve talandır
Başkanlık sermayeye yeni imkanlar ve kaynaklar yaratmanın aracıdır. Türkiye, tarihinde, özellikle son yıllarda gördüğü büyük soygunları da aşan bir tehditle karşı karşıyadır. Varlık Fonu başındaki jöleliyle birlikte ülkeyi bir aile şirketi haline getimektedir. Varlık Fonu, içine ülkenin bütün kıymetli taşınmazlarını, kıdem tazminatı ve işsizlik fonunu da alarak hızla büyürken halkın onlarca yıllık birikimleri ve halka hizmete mahsus binlerce kamusal mülk peşkeş çekilmek üzeredir.

Toplumsal kurtuluş ümidini yitirmiş yüzbinlerce işçi kıt kanaat ev almaya yahut aileden kalma evini korumaya çalışırken kentsel dönüşüm adıyla ilerleyen rant karşısında tek güvencesi olan tapu güvencesini de kaybetmiştir. Artık kentsel dönüşüm bahanesiyle tüm taşınmazlar menkule dönüştürülerek imar borsasına aktarılabilecek.

Başkanlık yıllarca alınteriyle yaşamlarını sürdüren bizleri kullaştırmanın yoludur. Son 30 yılda yaşadığımız gerilemeden misliyle yıkıcı olacaktır. Başkanın elini öpenler ve öfkesine hedef olanlar şeklinde toplumu bölecek, sınıf içi düşmanlıkları arttıracaktır. Tehdit burada başkan olma heveslisi unsurdan öte neo-liberalizmin yarattığı tehdittir. Sistem toplumsal olarak uzun zaman önce tıkanmasına rağmen onu ayakta tutan iktisadi yapı daha fazla dayanamıyor. Bir HAYIR’a ihtiyacımız var, onların yolunu tıkama zamanıdır.

Yoksulluğun, güvencesiz çalışmanın ve iş cinayetlerinin kader olduğu bir ülkeye karşı;
Rant, sömürü ve talanla yaşamlarımızın çalındığı bir ülkeye karşı;
Geleceksizliğin, korkunun ve umutsuzluğun toplumu kuşattığı bir ülkeye karşı;
Biz HAYIR diyoruz.

CEVAP VER